Mogan Gölü'nün Donduğu Gün

Nail Yener - Bir Nefes Doğa Nail Yener · 26 Şubat 2006
Ankara » Gölbaşı
Paylaş:

Soğuktan kedilerin bıyıklarının donduğu Ankara Şubat'ının bir Pazar günü, abimlerle ne yapsak, ne etsek derken, pek de akıl kârı olmayacak bir şekilde, Gölbaşı'na, Mogan Gölü'ne gidip biraz hava alalım dedik. Sanki hava almak için illa da kışın en soğuk gününde, Ankara'nın en soğuk yerini seçmek lazımmış gibi :)

Eldivenler, bereler, botlar, montlar... kat kat giyinip kuşanarak çıktık yola. Yanımızda İstanbul'dan ziyaretimize gelen, çocukluğumuzu iki kardeşten farksız geçirdiğimiz halamın oğlu da var. Hava ne kadar soğuksa da, küçüklüğümüzden bu yana sürdürdüğümüz hoş sohbetlerimiz, gülüşmelerimiz, birbirimizle masumane dalga geçişlerimiz ve yeniden canlanan sayısız güzel anı ortamı ve içimizi epey ısıtıyor.

Or-An yokuşunu aşınca, uzaktan, Mogan Gölü her zamanki gibi mavi yeşil görüneceğine, bu sefer beyaz gri göründü. Mogan'ı daha önce hiç böyle görmediğim için önce biraz şaşırdım, ama gölün kıyısına vardığımızda işin içyüzü anlaşıldı:

Mogan Gölü baştan başa buz tutmuş!

Mogan Gölü'nün Donduğu Gün - Donmuş Göl

Kim derdi ki, Mogan Gölü, kavurucu, bunaltıcı, sıcak mı sıcak bir yazdan sonra, hemen bu kış, üzerinde yürünebilecek kadar kalın bir buz tabakası oluşturacak şekilde, tamamen donsun?..

Hayretimiz geçince, gölün kenarına inip ayaklarımızla ve yakında bulduğumuz ağaç dallarıyla buzun kalınlığını, sağlamlığını test ediyoruz. Üzerinde yürünebilecek kalınlıkta olduğu kesin de, nerede bizde o cesaret? Burunlarımızın direklerinin sızladığı bu soğukta kahramanlığa, hem de ödülsüz olanından, hiç gerek yok :)

Gölün doğu yakasında, kıyı boyunca güneye doğru yürüyüş yolunu takip ederek ve yer yer buzun sağlamlığını yoklayarak yürüyoruz. Önümüzde kilometrelerce uzanan bembeyaz, dümdüz, yekpare buz tabakası dikkatimizi dondurucu ayazdan bir nebze de olsa alıyor.

Gölün bir noktasında, kıyıdan elli metre kadar açıkta, ufacık bir kayık üzerinde, ellerinde küreklerle buzun üzerinde bir öne bir arkaya sallana sallana ilerlemeye çalışan iki adam görüyoruz. Ağırlıklarından kayığın üst yüzeyi hemen hemen buzla aynı seviyeye gelmiş durumda, ancak azimle ilerlemeye devam ediyorlar.

Mogan Gölü'nün Donduğu Gün - Kayıkçılar

Balıkçılar mı, ya da oradaki bir tesis çalışanları mı... ne yapmaya çalıştıklarını pek kestiremiyoruz. Balık mı tutacaklar, ya da az ilerideki kayığı, sıkıştırıp parçalamasın diye buzdan mı kurtaracaklar?... Her ne yapıyorlarsa da, kayık üzerinde de olsalar, cesaretleri takdire şayan. Uzaktan el sallayıp selam veriyoruz ve yürümeye devam ediyoruz.

Şubat kışının utangaç güneşi ufka doğru yaklaşırken birazlığına da olsa bulutların arkasından çıkıp, "Hey! Ben aslında hep buradaydım." diyor. Diyor da, bu soğukta ona inanmak ne mümkün? Hani olmaz ya, bir açık hava buzhanesi olsaydı, ancak bu kadar soğuk olurdu.

Mogan Gölü'nün Donduğu Gün - Donmuş Göl ve Güneş

Güneş mi buzları eritecek, yoksa buzlar mı güneşi donduracak?.. Gerçeğe ne kadar aykırı olsa da, insan ikinci seçeneğin gerçekleşebileceğine daha çok inanıyor bugün.

Bir deniz kadar olmasa da, fırtınalı günlerde coşkun dalgaların hüküm sürdüğü gölün yüzeyi şimdi taş atsan neredeyse karşı kıyıya sekerek gidebilecek kadar dümdüz. Hepimiz de, bir daha belki de hiç karşılaşmayacağımız bu fırsatı değerlendirip gölün üstünde yürümek istiyoruz, ama gözlerimizdeki yaşları dondurup kulaklarımızı acı acı yalayan soğuk rüzgâr "Hele bir deneyin..." derken ne haddimize, değil mi? :)

Mogan Gölü'nün Donduğu Gün - Buzdaki Yansımalar

Daha ileriki kısımlarda buz tabakası kıyıya yakın bazı noktalarda iyice incelmiş, kenarından gölün suyu görünüyor. Belki de günlerdir aynı yerinde duran ve de durmaya devam edecek bir su bisikleti oraya nasıl geldiğini sorgularken, güneşin, gözleri kör edecek parlaklıktaki, ancak gölün yüzeyindeki buzdan hiç de daha az soğuk olmayan ışınları, buz tabakasında bir çatlak, bir delik arayıp duruyor.

Gezintimizi tamamlayıp eve gözlerimizdeki beyaz pırıltılarla, biraz üşümüş, biraz yorgun dönerken, zihinlerimizden geçen düşünce "Bu soğukta da dışarı çıkılır mıymış?" yerine "İyi ki de çıkmışız ve Mogan Gölü'nün donduğu şu güne şahit olmuşuz." oluyor.

Dedelerimizin, nenelerimizin kanlarını saçarak, canları pahasına muhafaza ettikleri bu güzelim topraklara neden çöplerimizi saçıyoruz?