Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz

Nail Yener - Bir Nefes Doğa Nail Yener · 21 Haziran 2005
Mersin » Bozyazı
Paylaş:

Yaş 21... üniversite yılları. Hayat henüz tam anlamıyla başlamamış, bir yanım hiç başlasın da istemiyor. Ansızın bir fırsat çıkıyor karşıma ve ben gözlerimi Akdeniz'in bağrında, Mersin'in Bozyazı ilçesinde açıyorum.

İlk kez geliyorum Bozyazı'ya; yaklaşık bir hafta kadar kalacağım. Deniz kenarında, küçük, sakin bir yazlık kasabası olmasından başka, burası hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Ellerimde bavullar, bir yandan kalacağımız siteye doğru temiz havanın etkisiyle canlanmış adımlarla ilerlerken, bir yandan da Bozyazı'da beni nelerin beklediğini merak eden gözlerle etrafa bakıyorum.

Sitedeki misafirperver komşularımızın da yardımıyla dairemize yerleşiyoruz. Yine onların leziz ikramlarıyla karnımızı doyuruyoruz.

Yemekten sonra, sofra başında keyifli, deniz esintisi kokan, hafif bir sohbet sürüyor. Gözlerim ara ara kapanırken, içimdeki çocuk, sabahın ilk ışıklarıyla bindiğimiz otobüsten hava kararırken inmenin yorgunluğunu bu gece bir güzel dinlenip atmak ve yarın Bozyazı'yı keşfe çıkmak için sabırsızlanıyor.

Ertesi sabah erkenden uyanıp soluğu sitenin bahçesinde alıyorum. Kapıdan dışarı adımımı atar atmaz, bahçeyi donatan birbirinden güzel, rengârenk Akdeniz çiçekleri hoş kokularıyla karşılıyor beni.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Çiçek

Güneşin sarısına, göğün mavisine ve doğanın yeşiline doymuş, her biri bir başka güzel bu çiçeklere baktıkça bakası geliyor insanın. Bir an düşünüyorum... çiçeksiz bir dünya ne de renksiz bir yer olurdu. Hem biliyor musunuz, bazı insanlar çiçek gibi gülümseyebiliyorlar :)

Her biri bende farklı bir renk bırakan çiçeklerle şimdilik vedalaşıp, sitenin bahçesinden, denize doğru uzanan sokağa çıkıyorum. Otobüs camı gerisini saymazsak, deniz görmeyeli yıllar olmuştur. Dalgaların sesini duyunca, yüzümde beliren gülümsemeyle adımlarımı hızlandırıyorum.

Sıra sıra dizili, bir örnek yazlık evlerin gölgelerini geride bırakıp sokağın sonuna geldiğimde, sarımtırak gökyüzünde ağır ağır yükselerek ışıldayan güneş, omzuma parmağıyla dokunmuşçasına kendisini hissettiriyor.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Güneş

Türkiye'nin bu en güney uçlarından birinde, güneş bile bir başka sarı parlıyor, bir başka ısıtıyor. Bilir ki, az bir şey daha parlasa, ne bulutlar, ne elektrik telleri, hiçbir şey önünde duramayacak. İstiyor ki, tamamen yakmadan, ama sıcacık ısıtsın, ve böylece limitleri zorluyor yazın bu en uzun günlerinde.

Sırtımda güneş, denize doğru hızlı adımlarla yürümeye devam ediyorum. Sahille birleşen sokağın sonundaki kum tepeciğini aşınca deniz görünüyor; heyecandan terliklerimi çıkarıp koşmaya başlıyorum. Şortumun hemen hemen kapadığı dizlerime kadar suya girinceye dek durmuyorum.

Denizdeyim şimdi... arkamda Bozyazı, önümde denizle gökyüzünün hiç ayrılmayan kucaklaşmasından doğan göz alabildiğine mavilikler... Şortum suda görünmez oluncaya kadar, gökyüzüne, denize ve beni o an görebilen her şeye gülümseyerek, ağırlaşmış adımlarla ilerliyorum. Denizin yakan güneşe inat serin suyu, bacaklarımdan yukarıya doğru benzersiz bir ferahlık yayıyor tüm bedenime. Bir süre öylece durup, bana şefkatle okşarcasına çarpan dalgaları hissediyorum.

Denizin gökle birleştiği, sonsuz kadar uzak, ama bir o kadar da yakın, çizildiğinden beri hiç değişmeyen, dümdüz çizgiye baktıkça, ufka doğru, hatta ötesine gidesim geliyor. Beni tutan hiçbir şey yok aslında; yine de, sanki durduğum yere ayaklarımdan, sadece geçmişimdeki ya da geleceğimdeki benin çözebileceği kalın zincirlerle bağlanmış gibiyim.

İçimdeki tuzlu burukluk gözlerime ulaşmadan, kollarımı iki yana açıp, ellerimi dalgalarla birlikte, âdeta onları şekillendiriyormuş gibi hareket ettirerek, sahile dönüyorum.

Terliklerimi tekrar giydikten sonra, gözlerim yine ufukta, güneşin aksine, doğuya doğru yürüyorum. Günün büyük kısmını, açlık ve yorgunluk hissetmeden, bazen denize girerek, bazen sahilde taş ve deniz kabuğu toplayarak, bazen de bir ağacın gölgesine uzanıp denizin tertemiz, hoş kokulu havasını ciğerlerime doldurarak geçiriyorum.

Sahilin kayalık kısımlarında dolaşırken, yosun tutmuş kayaların rengine bürünmüş, dikkatsiz gözlerce fark edilmesi güç bir yengeç, ürkek adımlarla benden kaçıp, kayaların arasına sıkışmış bir tahta parçasının altına gizleniyor. Hayatı, av bulmak ile av olmak arasındaki ince çizgide sürüp gidiyor.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Yengeç

Yengeci geride bırakırken, içimden, sekiz ayağım olsaydı yürümek nasıl bir şey olurdu diye geçiriyorum.

Yarı kumluk, yarı taşlık sahil boyunca ilerlerken, denizin iki yüz metre kadar açığında, üzeri ağaçlar ve çalılarla kaplı küçük bir adacık görüyorum. Kıyıya, koca koca kayalardan oluşma, insan yapımı bir bağlantı yolu ile bağlı. Görenlere "Gel..." der gibi bir havası var.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Ada

Şimdi tüm dikkatimi çeken adada ne gibi sürprizler olduğunu merak ederek, aslında pek de yol denemeyecek kayaların üzerinde ine çıka, epey zorlanarak, adaya doğru ilerlemeye koyuluyorum.

Ada, kıyıdan bakınca pek yakın gözüktüyse de, neredeyse bir cambaz dikkati gerektiren kayalık yolda kâh çömelip, kâh emeklerken, sanki gittikçe uzaklaşıyor gibi. Benden biraz ilerideyse, üç genç arkadaş kararlı bir şekilde adaya ulaşmak üzereler. Hızlarına bakılırsa, bu yola alışkın olsalar gerek.

Bağlantı yolunun henüz üçte birini bile katetmiş değilken, bir ara durup, güneşin de ufka yaklaşmasına bakarak, nedense, gerisin geri sahile dönüyorum. Adada ne olduğunu görmek, kısmetse bir dahaki sefere kalıyor.

Adacığın doğu kıyısında, suyun üzerinde sadece kafaları görünecek şekilde sırt sırta vermiş iki centilmen...

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Kayalar

Birbirlerini mi kolluyorlar, yoksa az sonra belki de içlerinden birinin son adımlarını mı saymaya başlayacaklar... hep bir sonraki dalganın geçmesini bekliyorlar.

Sahilin biraz ilerisinde, kıyı çizgisinden sadece 20 metre kadar içeride, yıkık dökük, adeta tarihî bir eseri andıran ev benzeri bir yapı, yılların geri çekilmeyen dalgalarına inat, durmakta.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Harabe

Şimdi bir harabeye dönmüş bu evde vaktiyle kim bilir kimler yaşadı, ne kahkahalar atıldı, ne gözyaşları döküldü; duvarlarına hangi sırlar fısıldandı. Bu evde kimler yaşadıysa da, eminim ki denize bu kadar yakın olmanın mutluluğunu her gün, her sabah ve her akşam fazlasıyla tatmışlardır.

Umarım hiç yıkılmaz, ve umarım hiç restore edilmez bu yapı; çünkü bu haliyle o kadar güzel görünüyor ki...

Bugünlük Bozyazı keşif turumu burada tamamlayıp, yarın kaldığım yerden devam etmek üzere, son zamanlarda hiç hissetmediğim kadar mutlu ve huzurlu bir şekilde, doğanın beni gün boyu sarıp sarmalayan nefesiyle gevşemiş adımlarla siteye dönüyorum. Gece, bunaltıcı, yapış yapış sıcağa rağmen, deliksiz bir uyku çekiyorum.

Ertesi sabah yine erkenden uyanıp, bu sefer bisiklete atlayarak, soluğu Bozyazı'nın diğer ucunda, balık avı malzemeleri satan dükkanda alıyorum. Niyetim, komşuların önceki geceki sohbetimizde bahsettikleri yakındaki derede balık tutmak ve akşam onlara güzel bir ziyafet çekmek.

Bir el oltası ile, hamur, solucan ve haşlanmış mısırdan oluşan bir miktar yem aldıktan sonra, uçarcasına pedal çevirerek dereye ulaşıyorum.

İşte bu, yeşil mi yeşil sularının kıyısında gölgelenip ferahladığım, bir yandan da balık tutmaya çalıştığım, bazı kaynaklarda ismi Sini Çayı olarak da geçen, Bayat Deresi.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Bayat Deresi

Şimdiye kadar yeşilin pek çok, hem de pek güzel tonlarını görmüştüm; ancak Bayat Deresi'nin sularının yeşili gibisini hiç görmemiştim. Rengini tabanındaki taşlardan, yosunlardan mı, iki yanını kaplayan ağaçlardan, çalılardan mı, yoksa heybetli Toroslar'dan taşıyıp getirdiği kış tohumlarından mı alıyor bilmiyorum; bakmaya doyamayacağınız bir güzellikte, besberrak, yemyeşil akıyor. Hani, gözleri bu renk bir sevdiği olsa, gözlerini gözlerinden ayırmak istemez insan.

Ağaçların ve sazların arasında, gölgelik, rahat ve de balıkların gruplar halinde yüzdüğü bir yer bulup, oltamı atıyorum. Balık tutmak sabır işi; ben de, hiç tutamasam da, saatlerce, oltamı yemleyip atmaya, uzansam elimle tutabilecekmişim kadar yakınımda yüzen balıkları seyretmeye keyifle devam ediyorum.

Bir ara, balıklara gölge olmak için nehrin üzerine uzanmış büyük bir ağaç gövdesine çıkıp şansımı oradan deniyorum. Çok geçmeden irice bir alabalık takılıyor oltama.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Balık Ağacı

Güzelim balığı dikkatlice iğneden çıkarmaya çalışırken, elimden kayırıp düşürüyorum. Arkasına bile bakmadan suda kaybolup gidiyor. Bu kadar güzel bir balığı böylesine yakından görebilmiş olduğuma seviniyor, kaçırdığımaysa, zerrece üzülmüyorum. Bu arada, ne kadar büyük olursa olsun, kaçırdığınız balığı kimseye gösteremezsiniz :)

Balık tutarken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Çünkü, balık tutsun tutmasın, başka hiçbir şeyden almadığı kadar büyük keyif alıyor. Dönüş yolunda, güneş ufka doğru ağır ağır kayıp giderken, gün batımına doğru, sağanak yağmurlu bir arife gününden sonra masmavi bir gökyüzüne uyanan çocuğun sevinciyle, sahil boyunca pedal çeviriyorum.

Bozyazı'da Sıcak Bir Yaz - Gün Batımı

Bozyazı gibi, deniz kıyısında hem gün doğumu, hem de gün batımı izlenebilen ender yerlerde yaşayanlar ne kadar da şanslılar. Bunun farkında oldukları da, yüzlerindeki, ufuk kadar geniş, dalgalarda yansıyan şu güneş kadar sıcak gülümsemelerden anlaşılabiliyor.

Akşam balık ziyafeti yok ama, Bozyazı'ya geleli, ruhum uzun zamandır özlediği bir ziyafetle tıka basa doymuşçasına tok.

İyi ki gelmişim Bozyazı'ya... şimdiden o kadar sevdim ki burasını... ve eminim daha görülecek pek çok şey beni bekliyor buralarda.

Bir sonraki adımın seni nereye götüreceğini bildiğinde, o yoldan devam etme.